Tuğçe'nin Seyahat Defteri Blog Başlıyor!

Sevgili okuyucularım,

Umarım hepiniz iyisinizdir. İyi hissetmeyenleriniz varsa da bu yazıyı okuduktan sonra bir parça iyilik ve ilham katabilirsem ne mutlu bana . Bu platformdaki ilk yazım tanışma şeklinde olsun istedim. Öncelikle ben sizlere kendimi tanıtacağım. Daha sonra sizlerden gelen mesajlarla ben de sizleri tanımayı umuyorum . Hazırsanız başlıyoruz.

Ben 1993 yılında Adana’da doğmuşum. Her ne kadar babam memur olmasa da babamın işleri sebebiyle çok fazla şehir değiştirmek zorunda kaldık. Adana , Konya , ilk ve orta okul yıllarında Gaziantep ve lisede Ankara derken üniversite hayatına atılmamla İstanbul macerası başladı benim için . Ve aslında seyahat etmenin bir yaşam şekline dönüşmesi de Y kuşağındaki birçok birey gibi üniversite yıllarımda gerçekleşti.

Bir söz vardır çok sevdiğim. Der ki ‘’Birinin senin hayatına girmesi için hep bir neden olacak . İster o kişi senin hayatını değiştirsin, ister sen o kişinin hayatını değiştiren ol ‘’. Üniversite hazırlık yıllarından tanıdığım sevgili dostum Umut’un , hazırlığın yaz tatilinde , dil okulu vesilesiyle gittiği Malta’dan açtığı telefonu hiç unutmam ‘’ Elime geçen tüm paraya uçak bileti gözüyle bakıyorum artık ‘’ demişti ve beni yanına davet etmişti o telefonda . O zaman cesaret edip gidemedim belki ama bu söz bende öyle bir etki yarattı ki artık ben de elime geçen tüm paraya ‘’Bu parayla acaba nerden nereye , nasıl gidebilirim ? Kaç gün kalabilirim ? ‘’ sorularıyla bakmaya başladım. Yaptığım ufak tefek satış işlerinden , çevirilerden kazandığım her miktar benim için daha çok seyahat demekti artık .

Ne kadar çok yeni yer keşfedersem ve farklı kültürlerden insanlar tanırsam kendimi o kadar zengin hissediyordum . Hazırlık boyunca , okulumuza farklı ülkelerden gelmiş birçok değişim öğrencisi arkadaşım oldu . Hem yabancı dilimi geliştirmemde hem de ufkumun açılmasında hakları büyüktür.

Lisans hayatım boyunca da bu kültürel etkileşim hiç bitmedi . Yurtta kaldığım dönemde İsveçli , Brezilyalı , Afrikalı oda arkadaşlarım oldu . Ve nihayet , 3. Sınıfta , bir üniversite öğrencisinin başına gelebilecek en güzel fırsatlardan birini yakaladım ve erasmus programıyla Bratislava’ya gittim. Bir yıl orada kaldım . Farklı bir ülkede yaşamanın, kolaylıkla ve daha az maliyetle seyahat edebilmenin nasıl bir şey olduğunu deneyimledim. Erasmus öncesinde , farklı kültürlerden çok sayıda insan tanımanın adaptasyon sürecindeki artılarını gördüm. Bratislava’dan döndüğümde artık çok daha farklı bir ben vardı. Orada kazandığım seyahat alışkanlıklarımı dönünce de devam ettirdim . Ve bugün bu satırları yazarken bir de baktım 20 ye yakın ülke, 37 ye yakın yurtdışı şehri görmüşüm. Tabiki biz seyahat tutkunları her zaman daha fazlasını isteriz ancak bu rakamların da 24 yaşındaki birine göre hiç fena olmadığını itiraf etmeliyim.

Seyahat etmediğim zamanlarda , kendi çabamla okumayı öğrendiğim Yunan alfabesi , kursta öğrenmeye çalıştığım Fransızca ve gittiğim yerlerle ilgili sonradan izlediğim filmler  , okuduğum kitaplar içimdeki kültürel açlığı doyurma yöntemlerimden bir kaçı. (Bir dili tamamen hallet sonra diğerine geçersin palavrasına inanmayın. Hiçbir zaman sonradan öğrendiğiniz bir dil anadiliniz gibi olmuyor. Hatta İngilizce öğrenmiş birisi için Fransızca , Almanca,İtalyanca,İspanyolca öğrenmek çok daha kolay çünkü bir çok ortak kelime var ve aynı dil ailesinden geliyorlar )

Son olarak , çok gezen mi bilir çok okuyan mı klişesinden yola çıkarak söylemeliyim ki hayata dair öğrendiklerimin çoğu, gezerek deneyimlediğim şeyler oldu.

Sevgili okuyucular, bu blog’da geçirdiğiniz zamanın kaliteli olması ilk temennim. Umarım beni tanıdığınıza memnun olmuşsunuzdur. Hepiniz sevgiyle kalın...

11-01-2018