Bridget Jones Güncesi...

Genellikle yılın sonuna doğru, eğlenceli Bridget Jones ruh hali, bende egemen olmaya başlar. Geride bırakmak üzere olduğum yıla, hemen hepsini okuduğum güncelerdeki o hayali kadının, inişli çıkışlı hesaplaşmaları ama kaybetmediği sahiciliği ve doğallığı ile göz atmayı severim. Onun o katıksız sevinçlerinin, kaygıları ve endişeleri ile harmanlandığı tatlı ve çocuksu telaşlarını kendimde gördüğümde, gülümsemem kalbimde yansır. Onda, kendimi bulduğum halleri severim...

Başkalarının yargılarına göre değil kendi doğrularına göre sürdürdüğü inadı; bu doğruların tökezlediği zamanları kabullenişindeki sarkasizmi. Gölge düşmemiş dürüstlüğü. Aslında kendi aklı, kendine epeyce yettiği halde, başkalarına açtığı o eleştirel alan. Başkalarının o alanda tasladıkları üstten bakan kibir ve kendilerini beğenmişlikleri ile onlara duyduğu acıma ve şefkat hissi ve yine kendi bildiğini okuması.

Aslında en çok da kendine dönük gerçekçiliği; öz varlığını gücüne değil potansiyeline dayandırdığı farkındalığı. Hayatta en az kendini önemsemesi. Yeteneklerini paha biçilmez saymaması. Kendine durmadan erişemeyeceği kişisel hedefler koyması ve bu hedeflere erişme çabasının onda yarattığı stresle yaşamayı sevmesi.

Kendini sevdirmek için hiç bir zorlama çabaya girmemesi yine de sahip olduğu ve birbirlerine çok fazla sevgi ile bağlı arkadaşlıklarının, yaşamındaki yeri; onların hayatını doldurma biçimi; arkadaşlarını hep yakınında tutan tılsımlı bir bağın saklı görünürlüğü.

Her duygusunu, bir başka tutkunun sarmalında, kabından taşan bir coşku ile yaşaması. Tüm yalınlığına rağmen, sofistike iç dünyası. Tutsak edilemez, özgür ruhu. Ölüp bitse de kimseye bağımlılığının olmaması. Başta kendisinde olmak üzere, her şeyde sorgulanabilir bir gerçeklik görmesi ve bunu eğlenceli bir arayışa dönüştürmesi.

Her çözümsüz görünen durumu, pratik bir akılcılık ve bir o kadar saydam bir akışkanlıkla çözümlenebilir kılması. Aklı geçmişte kalsa da, geçmişe takılı yaşamaması. İnsanlarda, onunla olma isteği uyandırması, yine de kimseye ait olmaması. Kendine has müdanasızlığı. Minnetsizliğinde taşıdığı özgüveni.

Bütün bu özellikleri, beni hayali bir figürün gerçekliğine inandırır ve dünyasının içine çeker.

İşte bu duygularla sarmalanmış olarak, bitirmek üzere olduğum yıl ile yüzleştiğimde farkına vardım ki, "değmeyin keyfime" kıvamında bir hoşnutluğa erişmişim kendimle.

Bu yıl en büyük kazancım, zorlama ilişkilerden tamamen arınmam oldu. Hayatımda tarifleyemediğim bir ağırlık olarak taşıdığım, gayretim ve nezaketim ile yürüyen ama aslında elimi çektiğim bir küçük hamlem ile dahi karşımdakinin nasıl da içinde bastırdığı samimiyetsizliği dışa yansıttığı ve esas çehresini gösterdiği zeminlere şahitlik ettiğim bir yıl oldu. Aslında itiraf etmeliyim ki, şüphelerimi sınamak için küçük testlerdi bunlar; tam da beklediğim gibi yanıt verdikleri.

Ben biliyorum ki hayatımda asla, sadece ben iyi olduğum sürece ve ben sevgimi ve içtenliğimi sundukça, iyi görünen sahte insanlar istemiyorum. Hayatlarını hesapçılık üzerine kuran insanlara, mecburiyetlerden dolayı dahi artık yaşantımın içinde bir yer verme payesini, mutlak olarak sonlandırıyorum.

Benliğinde saf iyilik barındırmayan; aslında seni değil kendini sevmeyen insanların samimiyetsiz, her an bir kısasla ve çapsız bir atak ile karşılık vermeye hazır; sana sunması ancak senden alması koşuluna bağlı insanları, kim olurlarsa olsunlar, yakınımda istemiyorum.

Bu iradeyi ortaya koymak üzere bana fazlası ile bir konfor alanı oluşturan inanılmaz iyilikte insanlar var hayatımda. Bu insanlarla, cinsiyetsiz bir ilişkim ve iç içe geçmiş bağlarım var. Aramasam da, kutlamasam da, buluşamasam da, görüşemesem de, beklentilerini karşılamasam da, istemsiz gönüllerini kırmış olsam da, kimi zaman yanlarında olamamışsam da, benden asla vazgeçmemiş ve bana iyiliğini sayısız defa ve karşılıksız sunmuş güzellikte insanlar var dünyamda. Ellerinde çetere ile gezmeyen; ne kadar köfte o kadar ekmek sığlığında yaşamayan.

Olağanüstü insanlar tanıyorum; gerçek olamayacak kadar olağandışı insanlarla tanışıyorum. Müthiş ilham veren konuşmacılar dinliyorum. Beni dünyanın iyi bir yer olduğuna inandıran insanların varlığına tanıklık ediyorum. Bu insanların tek bir ortak özellikleri var; duru iyilikleri; başkalarının hayatlarına dokunarak, iyiliklerini yaymaları. Kendi güvenli hayatlarında tasasız yaşayabilecekleri halde, kendi işleri güçleri kariyerleri olduğu halde, bir çoğu her türlü finansal zırha sahip oldukları halde, var oluşlarının anlamına değer katan insanlar onlar. Müthiş iyilik hareketleri başlatanlar; hastalara, yoksullara, muhtaç olanlara, okuyamayanlara ulaşanlar; ezilen kadınların, taciz edilen çocukların, işkence edilen hayvanların yanlarında yer alanlar, yaralarını saranlar, onlara yeni bir hayat sunmak için ömürlerini adayanlar; sürdürülebilir sosyal sorumlulukları, kimsenin zorlaması olmadan, kendiliklerinden üstlenenler.

Yaşamlarını dar dünyalarının kıskacında, haset ederek, kendi mutsuzluklarını başkalarında da görmek isteyerek, başka hayatları gizliden gizliye izleyerek ve daha fazlasına sahip olma hırsı ile kendi ömürlerini kemirerek, kendilerini geliştirmek ve iyi bir insan olmaya çalışmak yerine sadece fenalığın pençesinde yaşayarak hayattan pay kapmaya çalışanlar, o kadar acizler ki; hangi sabır, bu insanlara tolerans göstermeyi mümkün kılabilir. Ne var ki erdemli insanların hoşgörüsü, ayrımsız bir bilgelik taşır.

Dünya giderek daha yaşanmaz bir yer olduğu halde, bireysel ve örgütsel düzlemde müthiş iyilik hareketleri ve gönüllü seferberlikler başlamış durumda. Kendilerini aşmayı başarmış olan ve sayıca inanılmaz bir üstünlüğe doğru giden bu iyi ve vicdanlı insanlar, artık bambaşka bir safhaya geçmiş durumdalar. Olağanüstü bir farkındalıkları ve insan olmaya dair bambaşka bir tevazuları var. Müthiş bir mücadeleleri ve zorluk tanımaz bir azimleri var.

İşte bu kutsanmış insanların varlığına tanıklık ettikçe ve kendi yaşam biçimimde de gerçekleştirmeye çalıştıklarımla, katlanılmaz bir hal aldı benim için, kalbinde iyilik barındırmayanları, iyi niyet taşımayanları, idare etmeye çalışmayı sürdürmek. Hızımı kesiyorlar, enerjimi alıyorlar ve hayatı algılamaktaki sığlıkları ile yarattıkları önyargılarla, etraflarında da bataklar oluşturuyorlar.

Duygularıma ve kalbimin sesine daha fazla yer vereceğim, iyilik hareketlerinin olabildiğince parçası olacağım ve yolumu iyiliği ile aydınlatmayan kimseleri, hayatımın hiç bir alanına dahil etmeyeceğim bir dönemecin başındayım. Sanırım benden bu kadar...

Seçimlerimiz, bizi kendimiz gibi olanlarla ortak paydalarda buluşturur. Kimilerinin ortak paydası, zifiri karanlık kuyuların dibi, kimilerinin ortak paydası ise, iyiliği çehresini aydınlatan insanların var ettiği ütopyadır. Tanrı herkese, kalbine göre versin...

 

28-12-2017