Duyarsızlaşma

Dilek Türkoğlu


Diğer Yazıları

İnsanın uyum yeteneğinin yüksekliği, zekâsının ve yaşama tutunabilme gücünün yüksekliğinden gelir. Doğadaki en zayıf hayvanlardan birisi olmamıza rağmen, şimdi bütün doğaya hâkim olduk. Hatta doğayı yok edebilecek kadar hâkim olduk.

İnsanlardaki koşullara uyum sağlayabilme becerisi, zihnimizin esnekliğinin  bir sonucudur. Kötü de olsa bir şeye yeterince maruz kalırsak, zihnimiz eskisi kadar tepki vermemeye başlar. Bir anlamda duyarsızlaşır. Bu durum bir yandan sağ kalma ve uyum için gerekli iken diğer yandan düzeltilmesi gereken kötü şeylere, duyarsızlaştırmayı da beraberinde getirir.

Çok değerli hocamız rahmetli Leyla Zileli, korku filmlerinin, insanların korku eşiğini yükselttiğini söylemişti. Korku filmlerinin yayımlanmaya başladığı ilk zamanlarda Frankenstein  filmleri korku verdiğinden fakat bir süre sonra korku vermez hale geldiğinden bahsetmişti. Şimdilerde ise, yazık ki, neredeyse çocuk filmleri olarak kullanılıyor.

Daha da artan hayal gücü ile sapıklık ve şiddet sürekli yükseltiliyor. Bunlar sadece filmlerle sınırlı kalmıyor. Şiddet, eskiden olan şiddet algısına kıyasla giderek daha fazla, daha sapıkça, daha acımasız hale dönüşüyor. Daha da kötüsü ise giderek artan şiddete verilen tepki, eskiye kıyasla giderek azalıyor. Sapık filmlerinde, sağlıklı gelişim göstermiş insanlar, kendilerini  filmdeki iyi karakter ile özdeşleştirmektedir ama bu, hiçbir şey yüzde yüz oranında olmamaktadır. Çok düşük oranda da olsa bazı insanların diğer rollerle özdeşim yapması da beklenen bir durumdur.

Bugün izlenen filmler, yarın yaşayacaklarımız üzerinde etkiler yaratmaktadır. Bu nedenle, bugün gerçek hayatta yaşanmakta olan şiddet ve sapkınlık olaylarına, neredeyse korku filmlerine duyarsızlaştığımız kadar duyarsızlaşmış durumdayız. Her gün şehit haberleri geliyor ama bizler, beş, on, yirmi yıl önce verdiğimiz gibi duyarlı, insani tepki vermiyoruz. Hatta artık duymuyoruz bile. Eskiden hiç değilse toplum olarak ağlıyor, yasını yaşıyorduk. Konuşuyor, kayıplarımız için üzülüyorduk. Şimdi ise izdivaç programlarında, kimin kime ne dediği, çay içmeye çıkıp çıkmadıkları gibi hayatımızda mühim bir yeri olmayan olaylar daha önemli hale geldi. Toplum olarak duyarsızlaştık. Çaresizliğe cevap olarak ortaya çıkan zihnimizin uyum becerisi duyarsızlaşma,  toplum düzeyinde yaşanan gerçek olaylara (şiddete, acıya) cevap olarak ortaya çıkıyor.

Ateş düştüğü yeri yakıyor. Bir yerlerde bir şeyler yaşanıyor ve bizim haberimiz bile olmuyor. İnsanlar kaybettikleri gencecik evlatlarının yasını, sanki kendi işlerini takip ederken kaybetmişlercesine kendi başlarına ve sessizce yaşamak durumunda kalıyorlar. Öte yandan siviller, çocuklar, sanki hiç var olmamışçasına yok oluyorlar.

Duyarsızlaşma, bazı şeylerle baş etmede önemli savunmalarımızdan biridir. Örneğin geçmişte kalan kötü bir anıya duyarsızlaşma bizi daha güçlü yapar. Ancak toplum düzeyinde yaşanmakta olan şeylere duyarsızlaşma, toplumu bir arada tutan bağların da çözülmesine sebep olur. İnsanlar acılarını tek başına yaşadıkça; çaresizlik, değersizlik ve kızgınlık duyguları ortaya çıkar.  Toplumda bu duyguların belli bir yoğunluğa ulaşması, bir süre sonra, çamaşır suyunda kalmış bez gibi toplumu içten içe çürütür.

Çok geç olmadan toplum olarak acılarımızı duyarsızlaşmadan paylaşmamız ve acı olayların hiç yaşanmaması dileğimle.

 

28-12-2017