Evrende Hayat Arayışları-1


En az Evrenin nasıl meydana geldiği ve nasıl bugünkü durumuna geldiği kadar, merak uyandırıcı sorular;yaşamın nasıl ortaya çıktığı,Evrenimizde ne kadar yaygın olduğu ve bizden başka “akıllı” yaşam içeren başka bir ekosistemin var olup olmadığıdır.Güneş Sistemi’ni ele alırsak; başlangıçtaki gaz ve toz bulutu karbon tabanlı hayata olanak verecek şekilde Hidrojen ve Helyum dışındaki daha “ağır” elementleri yeterli miktarlarda içermekteydi.

Demek ki içinde bulunduğumuz Samanyolu’nda daha Güneş ortaya çıkmadan başka yıldızlar oluşmuş ve bunların büyük kütleli olanları süpernova patlamaları sonucunda“ölerek” ağır elementlerini çevrelerine yaymışlardı.

Hani “biz yıldızların çocuklarıyız” ya da “yıldız tozlarından meydan gelmişiz” derler ya tam da durum böyledir aslında...

Eğer Evrenin daha genç olduğu dönemde oluşmuş yıldızlarına bakarsak daha az ağır element içerdiklerini görmekteyiz. Bu yıldızların çevresinde hayatın meydana gelmesine pek ihtimal vermiyoruz.

Karbon, azot, oksijen, kalsiyum, magnezyum ve demir gibi elementler yeterince yoksa bildiğimiz anlamda hayat ortaya çıkmamalıdır.

Güneş’in ışımaya başlaması ve sonrasında çevresindeki gaz ve toz bulutundan içteki kayalık ve dıştaki gaz gezegenlerinin oluşması yaklaşık dört buçuk milyar yıl önce gerçekleşmiştir.

Panspermia veya ekzogenez gibi yaşamın Dünya’ya “dışarıdan” geldiğini savunan fikirler olsa bile, Dünya’da ilk yaşamın yaklaşık üç buçuk ile dört milyar yıl önce “abiyogenez” ile –yani Dünya’da o dönem bulunan organik bileşikler arasında meydana gelen bazı kimyasal süreçler sonucunda- ortaya çıktığı günümüzde en kabul gören görüştür.

Dünya’da yaşam ortaya çıktıktan sonra pek çok kere neredeyse tamamen yeryüzünden silinecek noktaya gelmesine yol açan felaketlerle karşılaşmıştır.

Ancak yaşam direnmeyi bilmiş kimi zaman türlerin %99’undan daha fazlasının yok olduğu felaketli dönemlerden sonra bile tekrar kendine gelmiş ve yayılabilmeyi başarmıştır.

Dünya’daki yaşam zorluklarla karşılaştıkça yeni türler meydana çıkmıştır.

İlk memeliler yaklaşık 220 milyon yıl önce ortaya çıkmışlar ve yaklaşık 65 milyon yıl önce dinozorları ortadan kaldıran yok oluştan sonra Dünya üzerinde hâkim konuma gelmişlerdir.

Günümüz insanı –homo sapiens- ise çok daha sonra -yaklaşık günümüzden 160 bin yıl önce- ortaya çıkmıştır.

Üstelik insanlık epey sonra yazıyı icat etmiştir ve belki de başka dünyalardaki medeniyetleri keşfetmek ve onlarla haberleşmek için gerekli teknolojiye yeni yeni ulaşabilmektedir.

Dünya’da meydana gelen felaketler sayesinde biyolojik yaşamın adapte olacak şekilde evrilerek akıllı yaşamı oluşturduğu düşüncesi günümüzde çok yaygın kabul görmektedir.

Acaba başka dünyalardaki yaşam da benzer yolları mı izlemelidir?

Kimi bilim insanları ve düşünürler Dünya’nın nadide olduğunu düşünürler:

Ay gibi görece büyük bir uydusu olmasa Dünya’nın kendi etrafındaki dönüş ekseninın daha az kararlı olması ve Dünya’da oluşan gelgitlerin önemsizleşmesi gibi nedenlerle Dünya’daki yaşamın belki hiç ortaya çıkmayacağı ya da bugünkü gibi olmayacağı düşünülebilir.

Ayrıca, Jüpiter gibi büyük kütleli dış gezegen sistemimizde olmasa Dünyamızda hayat hiç mümkün olmayabileceği yaygın kabul görmektedir.

Üstelik Güneş sistemi gökadanın başka bir bölgesinde ya da daha “etkin” bir gökadada bulunsaydı hayat yine ortaya çıkmayabilirdi görüşü de yaygın olarak dile getirilmektedir.

Şu anki bilgimize göre yaşamın ortaya çıktığı ve neticesinde doğayı ve evreni sorgulayan akıllı yaşamın meydana geldiği tek gezegen burası: Dünyamız.

Görünür evrende her birinde yüz milyarlarca yıldızı barındıran yüz milyarlarca gökada mevcut.  Biz onlardan birindeki ortalama bir yıldızın etrafındaki gezegenlerden birinde yaşıyoruz.

Her ne kadar nadide olduğumuza dair görüşler varsa da neden evrenin başka yerlerinde yaşam olmasın ki?

Bizden başka yaşamları araştırmak için bir yandan kendi Güneş sistemimizi incelemek üzere cisimler gönderirken, bir yandan da daha hassas teleskoplar kullanarak başka yıldızların çevrelerinde yaşama elverişli olabilecek gezegenleri bulmaya çalışıyoruz.

Kısaca özetlemek gerekirse: Evrende bizden başka hayat içeren sistemlerin var olduğuna dair giderek daha iyimser düşünüyoruz.

Bu yazı dizisinin sonraki bölümlerinde bu çabalarla ilgili ayrıntılı bilgiler vererek ve evrenin yaşama uygunluğunu tartışarak, evrende hayatı -hatta akıllı hayatı- bulmamızın ne kadar olası olduğunu gözden geçireceğiz.

 

28-12-2017