Askıda Bir İsim
Bugün biri olup olmadığımı düşünerek uyandım,
Bu düşünce, yüzümü yıkamadan önce vardı; aynaya bakmadan, adımı hatırlamadan önce, sanki ben uyanmamıştım da bu soru benden önce uyanmış, yatağın kenarına oturmuştu, sessizdi ama ısrarcıydı, biri olmak… Basit bir ifade gibi duruyor ama içine girince genişliyor, kenarları belirsizleşiyor, bir isim taşımak mı bu, yoksa o ismin altını doldurabilmek mi? Bir hikâyeye sahip olmak mı, yoksa hikâyenin seni taşımasına izin vermek mi?
Çoğu zaman biri olduğumu başkalarının tepkilerinden anlıyorum, beni tanıdıklarında, hatırladıklarında, bir cümlede adım geçtiğinde, ama yalnız kaldığımda bu bilgi buharlaşıyor, o zaman sanki biri olmaktan çıkıp askıda kalıyorum, ne tamamen yok, ne de tam anlamıyla var, var olmak, sanıldığı kadar otomatik bir durum değil, beden burada olabilir ama benlik bazen geç kalıyor,
Kendimi düşündüğümde net bir şekil göremiyorum, daha çok üst üste binmiş denemeler var, bir zamanlar olmaya çalıştığım kişiyle, şimdi olduğumu sandığım kişi arasında mesafe var, o mesafe bazen açılıyor, bazen kapanıyor ama hiç sıfırlanmıyor, belki de biri olmak, bu mesafeyi kabul etmek demek, aradaki boşluğu inkâr etmeden yaşamayı öğrenmek,
Yeterlilik meselesi burada ağırlaşıyor, kendime yetip yetmediğimi bilmiyorum, bazen evet diyorum, bazen bu soruya cevap vermekten kaçıyorum; çünkü yeterli olmak çoğu zaman dışarıdan öğrenilmiş bir ölçü, daha fazlası olman gerektiğini fısıldayan görünmez bir ses var, daha düzenli, daha başarılı, daha net, sanki biri olmak için sürekli tamamlanman gerekiyormuş gibi, oysa hiçbir şey gerçekten tamamlanmıyor, insan en fazla bir süreliğine dengede kalabiliyor,
Biri olmak, bazen bir rolü iyi oynamakla karıştırılıyor, gülümsüyorsun, doğru kelimeleri seçiyorsun, senden beklenen şekilde davranıyorsun, bu da bir var olma biçimi ama eksik, çünkü rol bittiğinde geriye kalan şeyle baş başa kalıyorsun, o an, alkış yokken, yönlendirme yokken, “şimdi ne yapacaksın?” sorusu geliyor, işte o soru, biri olup olmadığını gerçekten test ediyor,
Kendime baktığımda, çoğu zaman tanıdık ama net olmayan bir yüz görüyorum, sanki sürekli değişen bir taslak, bazen bundan rahatsız oluyorum, “neden sabit değilim?” diye soruyorum, sonra fark ediyorum ki sabitlik, cansız şeylere ait bir özellik, insan değişiyor, çünkü düşünüyor, çünkü hissediyor, belki de biri olmak, sabit bir kimlik taşımak değil; değişimle birlikte dağılmamayı başarabilmek,
Yine de içimde bir huzursuzluk var, çünkü başkaları “biri” gibi duruyor, daha emin, daha yerleşik, onlara bakınca sanki bir yere aitler, ben ise çoğu zaman geçici bir durakta bekliyormuşum gibi hissediyorum, ne tam gidebiliyorum ne de kalabiliyorum, bu his bazen yetersizlikle karışıyor, “hâlâ burada mısın?” diyen bir iç ses beliriyor, susturamıyorum ama tanıyorum artık, bu da bir ilerleme sayılır belki,
Var olmakla biri olmak arasındaki farkı düşünüyorum, var olmak, nefes almak kadar doğal, ama biri olmak, anlamla ilgili, kendine dair bir anlam kurabilmekle, bu anlam her gün yeniden yazılıyor, bazen siliniyor, bazen üstü çiziliyor, kalıcı olmaması onu değersiz yapmıyor, aksine, canlı kılıyor, çünkü anlam sabit olsaydı, ben de donup kalırdım, kalırdım değil mi?
Biri olmak, her gün kendini sevmek değil, bazen kendine katlanabilmek, aynı hataları fark edip yine de sabah uyanabilmeki kendinden sıkılıp yine de kendinle kalabilmek, kimseye anlatmadığın düşüncelerle baş edebilmek, bunlar dışarıdan görünmüyor ama içerde büyük yer kaplıyor,
Kendimi yeterli hissetmediğim günlerde şunu fark ediyorum: Aslında yeterlilik, bir sonuç değil bir hal, bazen geliyor, bazen gidiyor, sürekli yanında taşınacak bir şey değil onu zorla tutmaya çalıştıkça kayboluyor, belki de biri olmak, her gün yeterli hissetmek değil; yetersiz hissettiğin günlerde de dağılmamayı başarabilmek,
Zamanla şunu öğrendim: Biri olmak, büyük cümlelerle kurulmaz, küçük anlarda belli olur, kimse bakmazken verdiğin kararlar, ertelediğin ya da vazgeçmediğin şeyler, kendinle yaptığın sessiz pazarlıklar, bunlar seni yavaş yavaş şekillendirir, kimliğin yüksek sesle ilan edilmez; içerden içerden yerleşir,
Bazen keşke biri olmak bu kadar düşünmeyi gerektirmeseydi diyorum, keşke doğuştan gelen, değişmeyen bir şey olsaydı, ama sonra anlıyorum ki bu sorgulama da bana ait, bu rahatsızlık, bu arayış… Bunlar olmasaydı belki daha sakin olurdum ama daha yüzeyde kalırdım, derinlik biraz da huzursuzluktan doğuyor,
Şimdi burada durup kendime dürüst olmaya çalışıyorum, tam anlamıyla “biri” miyim bilmiyorum, ama tamamen boş da değilim, sorularım var, çelişkilerim var, net olmayan yanlarım var, hepsi benim, belki de biri olmak, tüm bu parçaları sahiplenmekle ilgili, kusursuz bir bütün olmak değil; parçaların da sana ait olduğunu kabul etmek,
Bu düşünceyle nefes alıyorum, büyük bir cevap bulmuş gibi hissetmiyorum, ama garip bir şekilde daha gerçek hissediyorum, belki cevaplar değil, bu soruları taşıyabilmek önemli, çünkü taşıyabiliyorsam, hâlâ buradayım demektir, ve bu da az bir şey değil,
Dönüp dolaşıp yine aynı noktaya geliyorum, sabahın başında duran o cümle hâlâ geçerli, çünkü bazı sorular bir gün içinde cevaplanmaz, sadece eşlik eder,
Bugün biri olup olmadığımı düşünerek uyandım,