Azdan Nasıl Çok Olur?
Bazen hayat bana bir podcast kaydıymışım gibi geliyor, sanki arka planda hafif bir uğultu var; kendi iç sesim konuşuyor, ben de onu dinliyorum, insanlarla yaşadığım küçük karşılaşmalar da tıpkı bölüm konuğu gibi sırayla içeri giriyor, kimisi çok kısa kalıyor, kimisi gereksiz uzun konuşuyor, kimisi de hiç konuşmadan bir şey öğretiyor, ama son yıllarda fark ettiğim bir şey var: Öğrendiklerimin büyük bir kısmı, büyük insanlardan ya da çok köklü hikâyelerden gelmiyor, tam aksine, hayatıma bir saniyeliğine dokunan, sonra da kaybolup giden küçük anlardan geliyor, bu atasözünü bir süredir aklıma çok taktım ve beraberinde gelen farkındalıkları size anlatmak istedim, çünkü galiba gerçekten de her çok azdan oluyor,
Kulağa masum bir matematik formülü gibi geliyor, ama içeriği öyle değil, az dediğimiz şey aslında her gün önümüze düşen küçük cümleler, küçük tesadüfler, küçük hatırlatmalar, çok dediğimiz şey ise kocaman hayatımız, ve günün sonunda kocaman bir hayat, çoğu zaman büyük bir olaydan değil, yüzlerce küçük karşılaşmanın toplamından oluşuyor, bunu, karşıma çıkan tuhaf insanlardan çok öğrendim, öyle insanlar ki, isimlerini bilmiyorum, yüzlerini unutuyorum ama söyledikleri küçük şeyler zihnimde yer ediyor, aslında belki onlar bile o an söylediklerinin birilerine dokunacağını bilmiyordur, ama işte, her çok azdan olur; hayatın özeti bu,
Geçenlerde otobüste yanımda oturan yaşlı bir teyze bir anda konuşmaya başladı, ben bir şey sormamıştım, meraklı bir bakış atmamıştım, hatta kulaklığım bile takılıydı, ama o bir şekilde konuşacak birini bulmuştu, bilirsiniz işte, bazen yaşlılar birden konuşmaya başlar kimse ne olduğunu anlamaz bazılarının sözleri anlamsızdır bazılarından yaşanmışlık akar, ben de tam bu anlardan birine denk geldim, bana uzun uzun hayatından bahsetmedi; sadece, “İnsan, kaybettiği şeylerden değil, biriktirdiklerinden büyür,” dedi, belki de kafasında döndürdüğü olaylara karşın tepkisini dışarı yansıttı, cümleyi söyledikten sonra hastane durağında indi, onu bir daha görmedim, fakat söyledikleri zihnimde öyle yer etti ki, o gün eve yürürken adımlarımı bile farklı attım, neden? Çünkü küçük bir cümleydi ama bende büyük bir yankı bıraktı, beni gerçekten büyüten şeyler, kayıplarım değil, topladığım kırıntılardı, hayatın bana dağıttığı ufak ufak şeylerdi,
Podcast tonu işte burada devreye giriyor, çünkü bazen bu insanlara cevap vermiyorum, sadece dinliyorum, tıpkı kendi podcastimde konuk dinliyormuşum gibi… Onlar anlatıyor, ben içimde “hımm, iyiymiş bu” diye not alıyorum, sonra günün birinde o notlardan biri başka bir fikirle birleşiyor, ve ortaya yepyeni bir içgörü çıkıyor, küçük bir not, küçük bir cümle… Ama işte her çok azdan olur,
İlk kez çocukken duyduğumda hiçbir şey ifade etmiyordu, o zamanlar büyük şeylerin bir anda olduğunu sanıyordum, büyük üzüntülerin bir günde geldiğini, büyük mutlulukların bir anda yaşandığını… Şimdi geriye dönüp baktığımda fark ediyorum ki, büyük hiçbir şey tek seferlik değilmiş, mutluluk da, yıkım da, başarı da, kalp kırılması da, hepsi, uzun uzun biriken damlaların sonunda oluşan bir göl gibiymiş, gölün büyüklüğü bizi şaşırtıyor ama aslında gölü büyüten, her gün usulca damlayan su damlalarıymış, insan ilişkileri de böyle,
Mesela bir insanı bir anda güvendiğimiz biri sanıyoruz, ama aslında güven, bir anda gelmiyor, bazen bir teşekkür, bazen bir samimi bakış, bazen küçük bir incelik… Hepsi birer “az” sonra bir bakıyoruz: Karşımızdaki insan bizim için “çok” olmuş, onu önemseyen, ona tutunan, onunla bağ kuran taraf olmuşuz, yani büyük bağ aslında küçük şeylerden yapılmış,
Tam tersini de yaşadım, bir insanın gereksiz, incitici bir sözünü önce önemsememiştim, sonra bir bakışını yok saydım, sonra bir davranışını görmezden geldim, ve günün sonunda o küçük küçültmelerin birikimi, bende kocaman bir uzaklık yarattı, bir gün “ben artık bu insanı istemiyorum” dediğimde sanki bir anda karar vermişim gibi görünüyordu ama gerçek bu değildi, küçük küçük kırılmalar birikmişti, yine aynı atasözü, sadece ters taraftan: Her çok azdan olur, kırgınlık da böyle birikir,
Bazen bu küçük şeyleri başkalarından duyuyorum, bazen kendim yaşıyorum, bazen de biraz absürt diyebileceğimiz insanlardan geliyor, mesela geçenlerde markette kasada sıra beklerken önümdeki kadın, poşetlerini toplarken kendi kendine, “İnsan kendine iyi davranmayı alışkanlık yapmalı, sonra zaten düzeni kuruyor,” dedi, bana söylemiyordu, kendine söylüyordu, hep bana mı denk geliyor diye düşünmüyor değilim fakat aynı markette ne zaman kartla ödeme yapacak olsam, tam da o sıra internette bir sıkıntı oluyor ve pos cihazı çalışmıyor, kasiyer kadınla anlık bakışıp gülüşüyoruz, bana, “Hep de sana denk geliyor dikkat ettim de,” diyor, evet, bunu ben de diyorum, ama ne yalan söyleyeyim diğer kadının dediğini duyduğumda, içimden “evet ya, ben bunu düşünmemiştim” dedim, küçük bir cümleydi, bir atasözü değildi, ama benim sistemimde büyük yer kapladı, çünkü bazen tanımadığımız insanların söyledikleri, tanıdıklarımızdan çok daha derin iz bırakıyor, uzak oldukları için daha objektif geliyor belki, ya da bizi hiç tanımadıkları için söyledikleri daha dokunuyor,
Bir başka gün, bir kafede kitap okumaya çalışan ama sürekli sipariş soran garson yüzünden dikkatini toparlayamayan bir liseli grup vardı, garson en son “Kahveleriniz nasıl olsun?” diye sorunca biri söz alıp başını kaldırdı, “Nasıl olursa olsun, hayat gibi… Bardakta yeter ki yer bulsun,” dedi, garson pek anlamadı ama ben anlık olarak kendimi gülmemek için zor tuttum, çünkü cümle hem komikti hem de tuhaf bir şekilde gerçekti, hayat bazen gerçekten de “bardakta yer varsa” akıyor, bardak küçükse, taşırıyor; bardak büyükse, az geliyor, ama nihayetinde önemli olan bardağın kapasitesi değil, içindeki şeyin yer bulması, yine küçük bir cümleden kocaman bir düşünce doğdu, her çok azdan olur,
Bazen kendime şunu soruyorum: Neden bu kadar küçük şeye bu kadar anlam yüklüyorum? Cevabı basit: Çünkü ben büyük olayları nadiren yaşıyorum, ama küçük olayları her gün yaşıyorum, eğer büyük anlamları sadece büyük anlarda ararsam, hayatımın yüzde doksanı bomboş geçer, oysa küçük anlara anlam katınca, hayat bir anda dolmaya başlıyor, bir bakıma “çok”u yakalamak için “az”a dikkat ediyor insan,
Bu podcast tonu denen şey de biraz böyle bir bakış açısı yaratıyor, konuşurken bile fark ediyorum; büyük bir olay anlatmıyorum, bir devrim çıkarmıyorum ama yine de ortaya bir bütünlük çıkıyor, çünkü küçük anıları yan yana dizince, insanın hayatında büyük bir düşünsel yolculuk oluşuyor, bunu ben oluşturmuyorum, bunu hayatın kendisi yapıyor; ben sadece fark eden kişi oluyorum,
Atasözlerinin gücü de burada yatıyor zaten, uzun yılların, uzun insan deneyimlerinin, küçük küçük gözlemlerin toplamı… Tek bir cümleye sığmış,“Her çok azdan olur” cümlesi, en büyük insanlık verilerinden biri aslında, çünkü bize şunu öğretiyor: Büyük şeylerin peşine koşmak yerine küçük şeyleri iyi gör, küçük alışkanlıklar kazan, küçük düşünceler üret, küçük sevgi hareketleri yap, küçük ihmal ve küçümsemelerin etkisini fark et, böylece hayatının toplamı değişir,
Bu düşünceyi hayatımın birçok noktasında uygulamaya başladım, mesela artık sabahları küçük bir hareketle başlıyorum: yastığımı düzeltmek, evet, çok küçük bir şey, ama güne bir düzen cümlesiyle başlıyorum, işlerim yolunda gitmediğinde kendime büyük hedefler koymak yerine küçük bir adım atıyorum çünkü biliyorum ki o küçük adım, yarın bir küçük adım daha doğuracak, sonra bir tane daha… Derken bir bakmışım, büyük bir şey olmuş, eskiden büyük bir proje için büyük bir motivasyon beklerdim; şimdi küçük bir hareketle başlıyorum, çünkü atasözü haklı: Her çok azdan olur,
Diğer taraftan, zararlı şeylerde de aynı mantık geçerli, bir insanla tartışmaya bir anda gelmiyor, küçük bir birikim, küçük bir yanlış anlaşılma, küçük bir yorgunluk… Ve patlama, ona kızgın hissetmeye de bir anda başlamıyorsun, küçük küçük güceniyorsun, bu yüzden artık küçük rahatsızlıkları fark etmeye çalışıyorum, çünkü yok sayıldıklarında birikiyorlar ve sonunda koca bir duvara dönüşüyorlar, o zaman da duvarı yıkmak zorlaşıyor, küçükken çözmek daha kolay,
Bu podcast monoloğunu toparlamak gerekirse, şunu söyleyebilirim: Hayatımda karşılaştığım insanlar (bu yazıda bahsettiğim insanlar) bana büyük dersler vermedi, bana uzun nutuklar çekmediler, insanlık tarihini değiştirmediler, bana kitap önermediler, teoriler anlatmadılar, ama hepsi küçük bir cümle bıraktı, küçük bir iz, küçük bir düşünce tohumu,
Ve o küçük tohumlar şimdi hayatımda büyük bir ormana dönüştü,
Çünkü gerçekten de:
Her çok, azdan olur,
Buna inandığımdan değil, bunu yaşadığım için böyle söylüyorum,